ADI:MÜLTECİ

En son güncellendiği tarih: 8 Eki 2019

Türkiye’deki mülteci kampına giren bir arkadaşım anlatmıştı. Kamp için, açık alanlı kapalı bir hapishane demişti. Daha çok çocukların kaldığı bu kampta, yaşları 6 ile 12 olan çocukların dışarıdan gelenlere çok ilgi gösterdiğini aktardı. Dışarıdan ziyarete gelen insanlar doğal olarak onlarla zaman geçiriyor, susamış yüreklerine, ama her şeye susamış olan minnacık yüreklerine bir nebze de olsa sevgi vermeye çalışıyorlardı. Bir çocuğun yüzünde gülücükler açması dünyaya bedeldi, fakat kamp görevlisi uyarmıştı. -Duygusal bağ kurmayınız. diyerek Arkadaşım, biraz bozularak sebebini sorduğunda çocuklar için sonrasında daha fazla bir yıkım olduğundan bahsetmişler. Anlatılan ortamda, durumu arkadaşlar ile anlamaya çalışıyoruz.


Karşılıksız verilen bir sevgi nasıl bir yıkıma sebep olabilir?


Ziyaret edenler, belli bir zaman sonra beş saat, on saat veya bilmem ne zaman sonra, o mekândan çıkıp gidecekler ve minnacık yürekler orada kalmaya devam edecek. Düşünsenize çocukla bir bağ kurmuşsunuz ve kapıdan, adına ANA dediğimiz, o kapıdan O’nu bırakarak gitmek zorunda kalmak. Kendimiz için bile büyük bir yıkım iken, birde küçücük çocuğu düşünelim.


Kampın dışında da ülkem insanlarından bazıları mülteci görmek istemiyorlar. Acaba mülteci-sığınmacı görmek istemeyenler vicdanlarının taa derinliklerinde, mülteciler ile duygusal bir bağ kurmak istemeyişleri olabilir mi? Hepimiz insanız ve bizi biz yapan duygular var. Acıma, sevme, öfke, üzüntü, ilgi ve utanç gibi. Bağlanmamak için görmek istemiyoruz-u biraz daha ileri taşıyarak onlardan nefret edenlerimiz de var. Bireysel anlamda nefret edenlerimiz olduğu gibi yalan yanlış bir haberi, bilinçsizle paylaşan ve bu nefretlerini bir takım sosyal mecralarda paylaşarak bir nevi toplum mühendisliği görevi görenler de var.


Mülteci dediğimiz insanların gözlerini içine bakmaya cesareti olmayan insanlar. Bir kez yok saymaya çalıştığı insanların gözlerinin içine baksalar, ama sahiden baksalar, o kara gözler sanki birer kara delik gibi, içine çekecek ve insani olan duygularını hatırlayacaklar. Acaba o insani duyguları hatırlamamak için mi gözlerimizi kaçırıyoruz?



Dünya var olduğu müddetçe insanlar, kıtlık, savaş, yaşadığı yerin imkânlarını beğenmeme gibi çeşitli sebeplerden dolayı bir yerden, bir yere göç edecekler. Tarih boyunca nice göçmene kucak açmıştır Anadolu. Balkanlardan, Kafkaslardan, Kırım’dan, Ortadoğu’dan gelen her insanlar bu topraklara sığınmışlardır. Tarihin akışını değiştiren göçler, bir çağın kapanmasına başka bir çağın açılmasına sebep olmuştur. Kavimler Göçü mesela. Hunların Cermen kavimlerine, Cermen kavimlerinin de yıllar yılı Avrupa kıtasına ilerlemeleri sonucu olarak, bugünkü birçok devlet oluşmuş veya temellerinin atılmıştır.


Yani insanlık var olduğu sürece göçlerde var olacaktır. Öyleki göçmenlerin de tıpkı Anneler Günü, Dünya Su Günü, Sevgililer Günü gibi günleri dahi vardır. 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü.


Dünyada en fazla göç alan ülkelerin başında ABD gelir iken Rusya, Suudi Arabistan, Almanya ve Birleşik Krallık yer almaktadır. Her ne kadar bizdeki göç dalgasına bu ülkeler sebep olsa da kendileri de aynı sarmalın içinde yer almaktadır.


Ülkemizde göçmen veya sığınmacı denildiğinde ilk aklımıza gelen Suriye kökenli insanlardır. Suriyelilerin yanı sıra Afgan, Irak, İran ve Somali’den gelenlerde bulunmaktadır. Sayılarının fazla olması ve gündemde olmalarından kaynaklı olarak Göçmen=Suriye olarak bir algı oluşmuştur.


Göçlerin tüm dünyada olduğu gibi, insani, siyasi ve ekonomik boyutları bulunmaktadır. Ülkemizde de yaşanan bir takım olumsuzlukların sebebi göçmenler olarak yansıtıla bilinmektedir. Elbette ki göç ve göçmenlerden kaynaklı bir takım sorunlar da yaşanmıyor değil. Fakat tüm bu yaşanan sorunlara daha aklıselim, insani ve evrensel bakmalıyız. Evrensel derken kendimiz için istediğimizi bir başkası içinde istemekten bahsediyorum.


Üstüne üslük hani bizde az değiliz. İşverenlerimiz daha ucuz iş gücü olduğu için sığınmacıları tercih ediyor, günde onaltı saat çalıştırıyor, sigortalarını ödemiyor, iş akitleri olmadığı için de anlaşmazlıklarda sorun yaşamıyor. Ev sahipleri kimseye kiraya veremediği küf kokan evlerini, fahiş fiyatlara Suriyeli dediğimiz göçmenlere kiraya vermiyor mu?

Hani bizde az değiliz. Bir işverenin düşük ücretli işçi çalıştırması hırsızlık değil mi, ev sahibi oturma bedeli 300 TL olan bir evi, 1000-TL ye vermesi istismar değil mi? Bizim içimizde de iyilerimiz ve maalesef kötülerimiz yok mu? Özgecan’ın katili Suriyeli mi? Emine Bulut’u öldüren veya Ağrı’ya bayram ziyareti için dedesinin köyüne giden Küçük Leylayı hangi mülteci/göçmen veya sığınmacı kaçırdı. Her milletin içinde iyiler ve kötüler vardır. Kötüler elbette cezasını çekmeli ama ne olur, toptancı bir bakış açısı ile değerlendirmeyelim. Bu insanları hedef göstermeyelim, ötekileştirmeyelim. Onlarında bu sürecin mağdurları olduğunu unutmayalım. Kendi refah ve mutluluğumuzu başka bir insanın acısı üzerine kurmayalım. İnsan olalım.


Dünyaca ünlü yazar Dostoyevski’ye; Bir kentin mutluluğu, her gün bir çocuğun işkence görmesine bağlı olsaydı o kentin halkı ne yapardı diye sormuşlar.


Dostoyevski cevap vermiş mi bilmem ama bu sorudan yola çıkarak başka bir yazar Ursula Le Guin, Omelas’ı Bırakıp Gidenler diye bir hikaye yazmış.


Özetle hikayede, çok mutlu ve mesut yaşayan Omelas isimli bir kasaba var. Burada kral, din adamı ve yönetici (Ortalık karıştıranlar) yokmuş. Bu kasabada yaşayanların mutluluğu ve huzuru bir çocuğun, sadece bir çocuğun izbe ve küflü bir yerde, penceresi olmayan bir zindanda acı çekmesine bağlıymış. Eğer acı çeken bu çocuk özgürlüğüne kavuşursa, kasabanın refahı ve mutluluğu ortadan kalkacakmış. Tüm kasaba halkı bu çocuğun orada olduğunu biliyormuş. Bu kasaba insanlarından erdemli olanları mutlu mesut hayatlarını bırakıp giderken, bazıları biraz daha yaşayıp gitmeyi planlıyor ve yine bazıları da tüm bu vicdan ve suçluluk duygusunun ağırlığını hazmedip mutlu hayatlarını devam ettiriyorlarmış.


Peki siz acı çeken, birçok insanı görmezden gelip kendi mutlu mesut hayatlarınızı devam ettirecek misiniz, yoksa başka bir insanın acısı üzerine kurulmuş olan hayatı reddedip erdemli bir insan gibi yaşamayı mı seçeceksiniz.


Sizin tercihiniz, Omelas’ı kuracak veya yok edecek.


Tarihe Not: Bu yazı kaleme alınırken Kocaeli Kartaltepe’de Suriye kökenli 9 yaşındaki çocuk, kendisine yapılan aşağılamalara dayanamayıp, mezarlığın kapısına kendini astı.

İyi oldu mu?


41 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi