Bir Film: the platform

Sanırım ilk defa bir İspanyol filmi izledim. Belki de daha önce izlemişimdir ve farkında olmamışımdır. Her neyse psikolojik filmleri seviyorsanız yemek saatinde de izlemiyorsanız izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Film güzel bir replik ile başlıyor: “dünyada üç tur insan vardır: aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler” İçinde yaşadığımız dönemde ( 1. Korona dönemi diyorum ben bu döneme ) insanların diğer bazı insanlardan uzak durmaları gerektiği ve dikine mimarinin insan yaşamına çok da uyumlu olmadığını anlıyoruz. Filmde dikey mimari ile yapılmış katlardan oluşan bir hapishane bulunmakta. Her mahkuma bu hapishaneye girmeden önce, en sevdiği yemeği söylemesi istenir ve yanına bir nesne almasına da müsaade edilir. Sizi böyle bir hapishaneye koysalardı acaba yanınıza ne alırdınız. Kitap, evcil bir hayvan, spor aleti, bıçak, silah… Muhtemelen bir çoğumuz orası bir hapishane ve bu hapishanede kendimi korumam lazım, diye düşünerek delici ve kesici bir şey almaya çalışırdınız. Yani bir nevi yaşamak için öldürme seçeneğini seçerdik. İşte filmde tam olarak buralarda bir yerde başlıyor. 330 katlı dikine bir bina, her katta 2 mahkum. Ve her ay bulunduğunuz kat değişiyor. Sıfırıncı katta ( sıfırıncı kat olur mu demeyin filmde var) işini mükemmel yapan bir aşçılar bulunuyor. Bu dikey yapının ortası delik ve bir platform bu delikten sıfırdan başlayarak en alttaki 330’uncu kata kadar iniyor iniyor. İnen platformun üzerinde mahkûmların en sevdiği yemekler. 1’inci kattakiler en şanslı olanlar. Yani kavga etmeleri için bir sebep yok mükellef bir masa (platform) önünüze gelmiş her şeyden istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Birkaç kural var. Yiyeceklerden bulunduğunuz kata ayıramıyorsunuz yani platform üzerinde yiyebiliyorsunuz ve yemek için 2 dk bir süreniz var.

1’inci katta olduğunuzu düşünelim. Adaletlisiniz, vicdan sahibisiniz, ne kadar ahlaki erdemler var ise sizde olacaktır. Çünkü kendinizi zorlayacak bir durum ile karşı karşıya değilsiniz. Ne hoş, ne kadar iyisiniz!!

Bir sabah uyandığınızda kendinizi örneğin hadi son katta bulunmayalım. 200’üncü kata ne dersiniz. Birinci katta yediğiniz, mükellef sofraya dört yüz kişi dokunmuş, kimse kendinden sonraki katları düşünmediği için hayvanca yemiş, içmiş ve belki de sıçmış. Evet evet, filmde bunu yapanlarda var. İnsanoğlunun ne kadar bencil ve sadece kendini düşünüyor. Yani 1’inci kattaki o erdemli, ahlaklı ve vicdan sahibi kişiden eser kalmamış. Üstüne üstlük aynı mekanı paylaştığınız hücre arkadaşınızı ve yanında getirdiği nesneyi de bilmiyorsunuz. Acaba katil mi, hırsız mı, tecavüzcü mü….Önce diğer katlardan arta kalan sofraya mı oturursunuz yoksa g.tümü kollardınız. Ki filmde yemek bulamayınca oda arkadaşını öldüren ve sonrada açlıktan yenilen sahnelerde mevcut.

Soru şu, Siz ne yapardınız? Ne kadar ahlak, vicdan ve adaletinizi koruyabilirsiniz. Platformdaki yemekler aslında 1’den 330’a kadar kalan mahkumlara yetecek şekilde hazırlanmış. Bu aşamada alttaki insanları ikna etmek (bir şekilde) mümkün olabilirken, üsttekileri ikna etmek ise imkansızdır. İnsanın doğası ve insanların kurduğu düzen. Kapitalist düzen…Tıpkı günümüz dünyası gibi.

Filmde, hapishane ve platform bir metafor olarak karşımıza çıkmakta. Bu düzende herkesin beslenebilmesi için mahkumların adalet ile yönetilen bir ortamda rasyonel şekilde hareket etmeleri gerektiği tezi savunulmakta. Ama bu ne kadar mümkün? “Dünyada üç tur insan vardır: aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler.” Acaba gerçekten öyle mi? Yoksa tek bir insan mı? Karşıdan, yukarıdan ve aşağıdan kendine bir ayna ile bakan insan mı? İyi seyirler… The Platform ( El Hoyo )




70 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi