HIRS OTU

Çok hırslıyız çok. Hem de çok.

Bu kargaşa, bu telaş, bu hırs nereden geliyor anlamak mümkün değil. Fıtri genlerimizden mi kaynaklı yoksa zaman ve süreç bizi bir şekilde hırslandırıyor mu? Sebebi ne olursa olsun biz, insan olarak bu hırslanma sürecini tetikliyor, besliyor ve büyütüyoruz. Nasıl mı?

Psikologların dediği gibi; Gelin çocukluğunuza inelim.

Kişilik gelişiminin ilk temeli, çocukluk yıllarımızdan başlıyor. Çocukluğumuzdan başlıyor her şey … Sen yaparsın, Sen edersin, Sen başarırsın, Sen, Sen ve Sen.

Bir düşünelim, çocukluğumuzu veya karşı komşumuzun çocuklarını... Emeklerken, yürürken, koşarken söylediğimiz, “hadi kızım yapabilirisin, sen yaparsın sözlerini”. Çocuğun yapması veya yapamaması durumunda ailelerin yüz ifadelerini, bir hayal edin. Bilerek ve bilmeyerek hırs tohumları ekiyoruz. Biraz büyüyoruz, emeklemenin yerini ders, koşmanın yerini ise sınav alıyor. Yetişkin oluyoruz, derslerin yerini iş, sınavların yerini maaş ve kariyer alıyor. Etrafımızdakiler bilerek veya bilmeyerek sen yaparsın, eder sinlere halen devam ediyorlar.


Derken iş, aş, maaş ve kariyer hırsımız yerini makam, para, kadın ve iktidar hırsına bırakıyor. Çocukluktan ihtiyarlığa kadar bizimle beraber her safhamızda hırsımız da biraz daha büyüyor, büyüyor ve büyüyor.

Yuvalarını sırtında taşıyan kaplumbağaları hiç düşündünüz mü?

Hiç mi hiç, acelesi, aceleleri yoktur. Yavaş ve sakin bir şekilde yol alırlar. Acelesi ve ihtirası olmadığı için vakitleri de boldur. Belki de bunun içindir çok yaşamaları. Hepimiz uzaklaşmak ister ve hayal kurarız. Birkaç günlüğüne her şeyden herkesten kaçmak, uzaklaşmak ve kafa dinlemek isteriz. Bir kaplumbağa gibi, acelesiz yavaş ve sakin bir hayat isteriz. Bu düşünce gelip geçer, bir anlıktır. Çok azımız bunu birkaç günlük tatile dönüştürme fırsatı bulabiliriz. Sonra tekrar gündelik hayatlarımıza ve hırslarımıza döneriz. Hırs daraltır. Hem zamanımızı daraltır, hem de yüreğimizi daraltır. Çürütür ve tüketir.

Bataklığa düştüğünüzü düşünün bir an için. Ne kadar çok çırpınır isek o kadar çok batarız, hırslı insan da bataklığa düşen canlı gibidir. Amacına ulaşmak için çırpınır ve batar, battıkça da çırpınırız.

Hırs, Arapça Ha-Re-Se kökünden türemiş bir kelimedir. Çöl hayvanı olan develeri bilirsiniz. Çok dayanıklıdırlar, günlerce çöllerde gece gündüz demeden yürür de yürürler. Bu dayanıklı hayvanların sıcak çöllerde bir zaafları vardır. Harese adında bir dikenli bitki. Develer çölde harese bitkisini görünce, yönünü oraya çevirir ve yemeye koyulurmuş. Dikenli bitkiyi yedikçe ağızları kanar, kanadıkça yerlermiş. Bir türlü kendi kanına doyamaz ve kendine engel olamazmış. Eğer birileri engel olmaz ise deve kan kaybından ölürmüş. Bunun adı ha-re-se (hırs) denirmiş.

Şöyle etrafımızdaki insanlara bir bakalım. Çok uzaklara gitmeyin yakınınıza, yakın tanıdıklarınıza bakın. Makam, mevki para ve egonun insanları nasıl çürüttüğüne, tükettiğine bir bakın. Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı kitabındaki gibi nasıl dönüştüklerine ve tanınamaz bir hal aldıklarına bakın.

O güzel yüzlü kıza, güçlü kuvvetli adama, yakışıklı gence ve ahı gitmiş vahı kalmış dediğimiz amcaya bakın. “Zafere giden her yol mubahtır” diyen ve bunu derken de etrafındaki insanlara da zarar veren Makyavelist insanlara bakın. Bu insanların para, mal, ego, makam ve mevki hırsları, çölde devenin gördüğü ve ölümüne yediği hırs otundan farklı bir şey değil sanırım.

Hırs, her daim daha fazlasını istemektir. Hakkımız olup olmadığını, kimden alıp almadığımızı düşünmeden, sonuçlarını hesaplamadan daha fazlasını istemektir. İşte tamda bu yüzden hırs, yakıcıdır ve yıkıcıdır.

Yoksul çok şey, hırslı ise her şeyi istermiş.


Çok hırslıyız çok. Hem de çok.





27 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi