İHTİYAR BALIKÇI 3 - SINAV

Final haftası olduğu için ders çalışıyordum. İki hafta olmuştu Yusuf Kaptanı görmeyeli. İşin açıkçası Kaptan ile yaptığımız sohbeti, denizden karaya esen meltem rüzgarının yüzüme vurmasını ve tavşan kanı olan demli çayı özlemiştim. Şu sınavları kazasız belasız bir atlatayım elbet, görmeye giderim diye içimden geçirdim.

Biyolojik Çeşitlilik ve Koruma, İç Sularda Balıklandırma, Alternatif Su Ürünleri Yetiştiriciliği ve daha neler neler… Zor ve zorlu bir hafta beni bekliyordu. Ufff … Neden bütün sınavları bir haftaya sıkıştırıyorlar ki.

Ders çalışmanın vermiş olduğu stresten dolayı, okul ve hocalarım aklıma geldi. Bazı hocalar sınavda olabildiğince zor sorular sorarak bizlerin yüksek not almalarını istemiyorlardı. Sanki biz yüksek not aldığımızda kendileri alçalacakmış gibi… Böyle mi düşünüyorlardı. Bu hocalar yüzünden öğrenme de gerçekleşmiyordu. Sadece ben böyle düşünmüyor, diğer arkadaşlarımda benimle ben aynı fikirdeydi.

Hoca da olsa kaprisli ve egosu tavan yapmış insanlar sevilmiyor. Bu kapris abidesi hocalarımızın derslerini geçsek dahi, öğrenme gerçekleşmiyordu. Sadece sınavı geçmek için çalışıyor, sınav sonrası bir kovadan sızan su gibi, önce bu kolaylaştırmayan zorlaştıran hocanın dersi, zihnimizden ayrılıyordu. Hani, bir gemi battığında gemiyi önce fareler terk eder ya o misal işte. Hızlı ve sessiz bir terk ediş, terk ediliş süreci. Bu batan geminin elbette farelere inat kaptanları da vardı. Yunus Hoca ve dersi gibi…

Odasının kapısı daima öğrenciye açık, mütevazi, öğrenmeyi teşvik eden, öğrenme sürecine rehberlik eden, içimizdeki öğrenme isteğini açığa çıkarmamıza yardımcı olan hocalarımız da vardı. Bu hocalarımız etkiler ve etkilenirdi, yani insan gibi. İnsanda başka bir insanı etkilemez mi, etkilenmez mi? Biliyoruz ki bu hocalarımızda bizlerden, öğrencilerinden çok şeyler öğreniyorlardı. En iyi öğrenme, kendileri de bizzat öğrenme sürecinin içinde olan insanlardan öğrenilmiyor mu? Yunus Hoca gibi…


Üçüncü sınıf öğrencisiydim ve 3 yıldır Yunus Hocanın derslerini alıyordum. Derse ilgili bir öğrenciydim, aman aman bir ders de çalışmıyordum. Ama başarılıydım. Sucul Ekosistemleri, Balık Sistematiği ve Deniz Hukukunu sıkılmadan saatlerce anlatabilirdim. Neden bazı hocalarımızın dersindeki bilgiler erkenden uçuşa geçerken, bazılarının ki denize çapa atarak kalıcı oluyor. Bu gerçeklikte verilecek tek cevap, sevgi olsa gerek. Bir Çin atasözünün dediği gibi; “Zevkle öğrenilen hiçbir zaman unutulmaz.”

Hocayı seven dersi sever, dersi sevende de öğrenme gerçekleşir. Sevgi ile öğrenme modeli. Bırakalım bence o modeli bu modeli. Bunca yıllık öğrenim hayatımda gördüğüm, gözlemlediğim en güzel öğrenme modeli. Sevgi modeli.

Gerçi sevgi ile öğrenme modeli için de insanın, önce sevmeyi ve sevilmeyi bilmesi gerekiyor. Ders olarak okutulmalı, ilkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede. Her öğrenim derecesinin ilk yılı hazırlık okutulmalı. Sevmeye sevilmeye hazırlık. Sevgi hocanın verdiği sevgi dersleri. Okullarda kapalı kapılar ve beton bloklar arasında değil, doğanın içinde doğa ile baş başa verilmeli.

Şair Ali Eryılmaz’ın dediği gibi

Önce seveni sev sevmeyi öğren Sevdikten sonrada güveni öğren Sevdiğine karşı gülmeyi öğren İnsana bir adım gelmeyi öğren

Sınavlar nihayet bitmişti. Başarılı bir final haftasını geride bırakmış, yorgun bir biçimde Yusuf Kaptan’a gidiyordum. Uzaktan teknesini gördüm, biraz daha yaklaşınca da kendini. Uzaktan bakınca bir an, Yusuf Kaptanı deniz fenerine benzettim. Yolunu kaybeden gemilere umut olan deniz fenerleri gibi Yusuf Kaptanı görünce içimde bir umut ve güven yeşerdi. İnsan kendine umut verecek dostlar biriktirmeli diye düşündüm. Aylarca ve yıllarca görüşmeseler de uzakta bir yerde olsalar dahi, bir deniz feneri gibi, umut verecek dostları olmalı insanın. Dostluklar kurmalı insan Yunus Hoca ve Yusuf Kaptan gibi…




31 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi