İHTİYAR BALIKÇI 1- TANIŞMA

En son güncellendiği tarih: 15 Eki 2019

1969 yılından itibaren balıkçılık yapıyordu. Balıkçılık zor meslekti. Gecenin karanlığında saat 02:00 sularında karanlık denizlere açılmak ve nasibini beklemek. Sabır işiydi, denizi, ayı ve yıldızları okuma işiydi balıkçılık.

İstanbul Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesinde okuyordum. Yunus hocamız sık sık balıkçılar ile sohbet etmemizi tavsiye ederdi. Hocamız eğitime gönül vermiş, denizi ve balıkları severdi. İsmi ile müsemma bir adı vardı, Yunus. Yunus Hoca, gözümde deniz canlılarının karadaki temsilcisi gibiydi. Mütevazi bir kişiliğe sahipti. Yunus hoca - “Biz okuyan tarafız, gezen taraf kaptanlardır. Onlardan çok şey öğrenebilirsiniz” derdi. Sanki çok okuyan mı çok gezen mi bilir, sözüne son noktayı koyarcasına.

Bir Pazartesi sabahı, dokuz sularında limana gittim. Balık sezonu açılmamış olmasına rağmen liman, tahminimden daha kalabalıktı. Balıkçılar teknelerini onarıyor, ağların bakımını yapıyorlardı. Öylesine bakınıyordum, neye baktığımı bilmeden dolaşıyordum.

İleride hafiften aksayan, altmış yaşlarında, saçı sakalı ağarmış, genç diyemeyeceğim yaşlılıkta, yüzündeki çizgileri, birer kelime olarak gördüğüm ve bir solukta okunası, güzel bir romana benzettiğim kaptanın yanına selam vererek geçtim. Sesindeki buğu ve içtenlik tıpkı yüzündeki sıcaklık gibi insanın yüreğine işliyordu.

Niyetim biraz havadan, daha çok su’dan konuşmaktı.

Selam verip tanıştım.

Giresun-Görele’li, hayat arkadaşını kaybetmiş, Gökdeniz ve Kumsal adında iki çocuğunu okutmuş tek başına yaşayan, çocuklarının adından da anlaşılacağı üzere, denize âşık, koca yürekli bir kaptan, Yusuf Kaptan.

-Balık olacak mı bu yıl, diye sordum. Yusuf Kaptan çaya baktı. İki bardak alıp demli birer çay doldurdu. Acelesi yok gibiydi. Bir yudum aldı, gözlerini uzaklara dikti. Sonra bana baktı ve gözlerin yosunları anımsattı dedi. Ve söze başladı Yusuf Kaptan;

-Eskiden balıkçılık daha kolaydı, İnsanların daha çok hayvani özellikleri ön plandaydı dedi. Benim şaşırdığımı, anlamadığımı yüz ifademden anlamış olmalı ki, anlatayım evlat dedi. Babacan bir adamdı Yusuf Kaptan. Evlat demesi hoşuma gitmişti. Belki hayata bakışından, bilgeliğinden belki de uzun zaman önce babamı kaybetmiş olmanın vermiş olduğu evlat olma özleminden. Hoşuma gitmişti işte. Anlatmaya başladı.

İki hayvan hariç hayvanların hiçbiri, karnını doyurunca başka bir hayvana saldırmaz. Aç gözlülük yapmaz. Bir aslan sürüye dalınca, sürüde sadece bir hayvanın peşine düşer, onu avlar ve yer. Karnı doyduktan sonra gözünün ucu ile bile olsa, başka hayvana bakmaz. Biriktirme, başkasının nasibi çalma, hırs sadece insan türüne ait özelliklerdir. Gün geçtikçe bu özelliklerimiz daha ön plana çıkıyor, dedi ve devam etti.

Endüstriyel balıkçılık yaygınlaşıyor, denizlerimiz pislikten, çöpten, kirlilikten geçilmiyor. Betonlaşma da denizlerimizi, balıklarımızı mahvediyor diye ekledi. Devam ederek; insan için oksijen ne ise, deniz içinde oksijen odur. İnsanlar gibi denizlerde nefes alıp verirler evlat dedi. Evlat dedi ve yine benim hoşuma gitti. Bir taraftan anlattığı o iki hayvanı merak ediyordum, bir taraftan da denizlerin nasıl nefes alıp verdiklerini.

- Denizler nasıl nefes alıyorlar, Yusuf Kaptan dedim. (Bir taraftan da o iki hayvanı düşünüyordum. Evcil mi vahşi mi, suda mı yaşıyor karada mı, kanatlı mı kanatsız mı)

Dalgalar dedi, dalgalar denizlerin ciğerleridir. Dalga vuracak çakıla, kuma, kayaya, yosuna. Ama yapılan betona, dökülen hafriyata vurmayacak dedi. Çakıla kuma vurunca temizlenecek deniz ve dalga geri gelince oksijen alacak ve kendini temizleyecek. İnsan denizi nefessiz bırakıyor. Üç kuruşluk “kazanç” için kıyıları doldurup betonlaştırıyor. Dedi ve derin bir nefes aldı. Sanki denizin alamadığı tüm nefesleri bir seferde çekip denize bırakmak istercesine.


Yüzünde belli bir hüzün oluştu. Yüzündeki hüznü dağıtmak için En çok hangi balıkları yakaladınız dedim. Yusuf Kaptan’da hüznünü dağıtmak için O da silkelendi. Başladı saymaya. Barbun, Çipura, Palamut, Lüfer, Uskumru, Sardalya, İstavrit… Bu balıklarda zamanla tükenecek dedi. Son 50 yılda, yüzün üzerinde balık türü yok olduğu bilgisini verdi. Derin bir sessizlik oluştu…

Balıktan bahsetmiyordu Yusuf kaptan bir türün yok olmasından bahsediyordu. Ne yapılmalı diye düşündüm. Daha önce dinlediğim bir haber aklıma geldi. “Denizlerde balık bitti.” Bitmiş miydi, bitirmiş miydik.

Öncelikle bir bilince sahip olunmalı diye düşünmeye devam ettim. Kaçak ve yasadığı avlanmayı bırakmalıydık, avlanma derinliği en az 40 metre belki 50 metre olmalıydı, bizdeki derinlik 18 metreden 24 metreye yeni çıkarıldı. O da kavga ile Yunus Hocanın çabalarıyla. Sonra dip taraması yapan büyük gırgırlar mutlaka denetlenmesi gerekiyordu. Dipteki yumurtaları silip süpürmemeleri için, kara denetimlerinin artması, balıkçı teknelerine kota konulması… Aslında alınan tüm önlemlerin bir denetim ile kontrolü söz konusu. Kendimiz için, geleceğimiz için her birey, kendi otokontrol sistemini hayata geçirmeli…

Ben bunları düşünürken Yusuf Kaptan daha derin düşünüyor olmalıydı ki oluşan sessizlik halen devam ediyordu. Sözün bittiği yer diyerek müsaade istedim. Birbirimizi Allah’a emanet ederek ayrıldık. Yusuf Kaptan: - Evlat, Yine geleceksin değil mi? dedi. - Geleceğim baba, geleceğim.



31 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi